Angouleme günleri

Bir boş günümüz daha…Çok kısa da olsa yazmak için kendime bir zaman buldum. Dün akşam geldiğimden beri ilk defa çok rahatsız uyudum. İlk önce çadırım içindeki kocaman örümcek ile yakından bir dialoğa girdim. Tek bildiğim onu öldürmek istemiyordum ama beraberde uyumak istemiyordum. Tek çare bir yolunu bulup onu dışarı çıkarmaktı. Bir bardak buldum bu arada örümcek sayısı iki olmuştu ve ikisini birden yakalayıp öyle bir hızla dışarıya attım ki bardağı kendi korkuma şaşırdım. Sonra düşündüğüm örümcekler oldu herhalde onlar benden daha çok korkmuştu: Düşünsenize gecenin bilmem kaçında kocaman dev bir insan- onlara göre- onları yakalamaya çalışıyor. Neyse uykum bir türü gelmiyordu sonunda kitap okumaya karar kıldım. Çadırımın içinde küçüçük fener ışığında Svagito’nun Zen Terapisini elime aldım. ( Buraya İstanbulda bir türlü okuyamadığım birkaç kitap getirmiştim onlardan biri de Zen Terapi ama her zamanki gibi çok fazla kitap taşımışım eğitim saatleri o kadar yoğunki çok boş vaktimiz kalmıyor kendimize ) En nihayetinde uyudum. 4 gibi yine kalktım. Niye bu kadar rahatsız bir uyku çok mu sıcak ne diye düşünürken saat 6 gibi yine uyandım bu sefer toiletim geldi (burda en zor iş sabaha karşı toiletinin gelip çadırdan dışarı çıkıp soğukta çiş yapmak. Sonra bir daha uyuyamadım. Ve genelde sabah kalkınca bilgisayarımı açmıyorum ama birşey dürttü hadi dedim kendime maillerine bak, facebook’ a gir.Ve o kadar mutlu eden bir haber aldım ki hala olmuşum dün akşam. Ağabeyimin küçük kızı Sophie dışarıya, hayata gözlerini açmış. Çok mutlu oldum ve bu mutlulukla enerji doldum. Belki de o yüzden dün gece uyamadım bilinmez ben böyle düşünmek istedim.

Bu sabah kendi uygulamaması yaptık. 7 gibi çadırdaydım. ilk önce astım için iyi gelen bir poza girdim. ( Olivia’nın gösterdiği ve sandalye kullanarak yapılan bir poz çiğerlerinin açılmasını sağlayan bir poz ) Ve sonrasında pranayama yaklaşık 1 saat ve sonrasında kendi uygulamamız. Ve uygulama yaparken zihnim araya girip şunu yap bunu yap diye arasıra komutlar vermeye çalışsa bile olabildiğince zihnimi bedenim içindeki hislere yöneltip hislerimin beni yönlendirmesini ön plana çıkardım. Zihnim ordaydı ama karışmaması için bir farkındalık geliştirdim ve en güzeli sanıyorum bir süre sonra artık bunları düşünmüyor oldum ve kendimi bırakabildim akışa. Ve o akış sırasında nefes de doğal kendi ritminde akmaya başlıyor. Beden nerde nasıl nefes alması gerektiğini biliyor zaten. Bazen daha sık, bazen daha çok, bazen daha az. Devamlı müdahele eden ya alışkanlıktan ya da kontrol etmek isteyen zihni biraz da olsun bırakabilince beden kendisi zaten neyin olması gerektiğini çok iyi biliyor. Ve yaptığımız bütün yoga kendi gerçek tabiatımıza daha hassas olmamız için var. Bu hassasiyet içinde, beden ve zihnin aslında ayrılmaz bütünlüğüne, beden parçalarının ayrılmaz bütünlüğüne, ve aslında bütün yaratılıştaki ayrılmaz- bölünmez bütünlüğe tanık olmaya başlıyorsun. Yaklaşık 4 saat 15 dakka sonra yarım saatlik savasanadan sonra Godfrey T.S Eliot’un “the four quartets”‘nı okudu. (http://www.tristan.icom43.net/quartets ) Vaktiniz varsa lütfen okuyun ve çoğunu anlamadıysam bile sanıyorum bir yerlerde bilinçaltıma birşeyler işlendi. Ders 12.15 gibi bitince hissettiğim şöyle birşey oldu. Zanki zihin devre dışı kalınca, geçmiş, gelecek, geçmişten gelen koşullandırılmalar, anılar vb. ve gelecek korkusu, kaygıları gidince, o anlık içindeki ansızlıkta hissettiğim hafiflik ve boşlukta, içimde olan kocaman bir sevgiydi. Ve ders sonrası gözlerimi açtığımda orda kaldım gidip birşey yapmak istiyordum. Sonunda cesaretimi toplayıp Godfrey’e gidip sarıldım ve yanaklarından öptüm. Başka ne yapabilirdim bilmiyorum. Sözler zaten sığ kalıyor sadece bir küçük öpücük…

Godfrey bugünlerde ” Godfrey biliyormusun yaptığımız yogaya dinamik yoga dışında hipnoz yogası adını koymak istiyorum” demek istiyorum. Gerçekten derslerde Godfreynin yönlendirme yaptığı derslerde, sık sık biliyorum uyumuyorum çünkü bedenim hareket ediyor, ama sanki zihnim devre dışı kalıyor ve sanki bilinçaltım biliçüstüne çıkıyor. Godfrey meditatif bir hal içinde bilinçaltını, karanlıkta kalmış yerleri bilinçüstüne, ışığa çıkarmakta bir usta. Ve daha birçok yönden bir usta. Hayatın ve kozmosun hücresel boyutta bileşimini o kadar hissederek çözümlemişki ve bunu o kadar yalın ve açık bir dille aktarıyor ki ders esnasında zamanın donmasını diliyorum bazen.

Artık hocalık eğitiminin 6 günü geride kaldı. Daha 14 günümüz var. Günler yoga çadırında geçiyor. Ama hiç sıkılmadan. Dolu dolu. Herşeyi yeniden sil baştan öğreniyor hissi ile. Adeta burdaki günlerimde yoga ve hayatla olan anlayışımın ve bağımın köklendiğini ve derinleştiğini hücrelerimde hissediyorum.

Şimdi gitmem gerekiyor. Çok tatlı Lucy’e doğumgünü hediyesi thai masajı yapmaya gidiyorum. Çok şey var yazmak istediğim bugünlük bu kadar olsun…

Bol yogalı günler…..
Sevgi ile kalın…