Seçim sonrası

Bir ilkti benim için. Birçok kişi gibi. Oy ve ötesi araçılığı ile bir bina sorumlusu olarak görev başında olucaktım. Toplantılara katıldım, önceden sandık müşahitleri ile buluştum. Onlar ile diyaloğu gerektiği zaman kurdum. Benim okulumun sadece 4 sandığı olduğu için, koordinasyonu sağlamak çok kolaydı. Okulum galatasaray hamamına yakın Özel Zoğrafyan Rum Lisesi idi. İlk defa bu sayede bu okulun varlığını öğrendim ! ( Seçim günü okul müdürü ile tanışma ve konuşma fırsatım oldu, her öğrenciye 2 hocanın düştüğü bir okul, yaklaşık 28 öğrenci ve 14 öğretmen varmış).

O gece çok az uyuyabildim. Tuhaf bir heyecan içindeydim. Acaba herşeyi iyi öğrenmişmiydim sorgusu içindeydim hep. Her saat başı uyandım. Ve sonunda erkenden görev başına gitmek üzere yola çıktım. Sabahın 6’sı, sessiz boş İstanbul’da araba kullanmanın keyfine vararak. Güzel İstanbul’umuz. Ne olursa olsun….

Yavaş yavaş okulda toplanmaya başladık. Oy ve ötesinden görevli arkadaşlarda tam vaktinde geldi. Ne acaip bir duygu dedim. Hiç tanımadığım kişiler ile bir bağ oluşuyor. Bir beraberlik hissi. Aslında ne kadar güzel bir duygu diye düşündüm. Orda partili görevli arkadaşlar ile de tanışmaya başladım. Bİr tanesi Yaşar, kürt CHP partisi adına görev yapan kişi, canayakınlığı ve yardımseverliği ile dikkatimi çekti.

Ben bina sorumlusu olmama rağmen, kendimi 1120 numaralı sandıkta, sandık müşahiti olarak atadım. Seçim kurulu üyeleri ile tanıştım. AK partiden, Saadet partisinden, CHP partisinden, tarafsız görevliler ile. Aslında ne garip dedim hepimiz burda beraberiz, ve böyle partili olarak sanki bölünüyoruz. Ama aslında bir araya gelince, o çizgiler daha bulanık olmaya  başlıyor.

Her gelen seçmenin gözünün içine baktım. Gerçekten. O kadar farklı kesitlerden yaklaşık 270 kişi geldi gitti. Başörtülüsü, Kara çarşaflısı, çok yaşlısı, gençi, entellektüel olanı, okuma yazma bilmeyeni, hatta Türkçe bilmeyen (Anne kürt bir bayan, kızı ve asi oğulu ile gelmişti) bir seçmen bile vardı.

Seçim bittikten sonra, yine kurul üyesi eksik olduğu için , sandık başkanımız beni kurul üyesi yaptı. Bizim sandık gerçekten hızlı ve güzel bir iş bölümü ile uyumlu çalışıyordu. Aramızda gırgır da yapıyorduk. Saadet partili yogayı merak etti. Bir ara sohbet ettim.

Seçim sistemini, oy saymayı, tutanak tutmayı çok iyi öğrendim. Ve bu kadar ilkel bir seçim sistemi karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Başka nasıl bir yolu olur bilmiyorum, ama bu sistem gerçekten kötü. Çizelgeler çok küçük, küçücük bir kareye çarpı koyuyorsun. Çok kolay her aşamasında, bilinçli veya bilinçsiz hata yapmaya çok müsait bir ortam ve manipulasyona çok açık. Ak partili kişi bir ara partili arkadaşını da yanına destek olarak çağırmak istedi. Müsade etmedik. 7 kişiyiz gerek yok dedik. Ama tabii ki de herkes gibi izleyebilir…Ve seçim sırasında, hangi partililer örgütlü güzel çalışıyor, hangisi çok yetersiz tanık oldum.

Ben çok sorunsuz bir okulda görev yaptım. 4 sandığımın tutanaklarını beklerken, mardinli 4 kürt ile konuşma fırsatım oldu. Mardin’i çok merak ettiğimi söyledim. “Gidin bütün dinler kucaklanır ve delilerin olduğu bir yerdir” dedi. Ben de “ne güzel hepimiz deliliğimizi kucaklasak keşke” dedim. Mutluydular. BDP’nin başarısından dolayı. Giderken ellerini sıktım. Beraberiz bu ülkede, hep beraber yaşamayı, ve birbirimizi daha çok görmeyi diledim.

İnsan insana dokunduğu, değmeye başladığı yerde empati oluşuyor. Biz ve siz olmaktan ziyade, birbirimizi daha çok dinlemeyi, konuşmayı, anlamayı, anlaşılmayı, anlatmayı diledim.

Çok yorgun çıktım. Seçim sonuçları çıkıyordu. İçim biraz garip hissediyordu. Seçim sonrası çok düşündüm. Ak parti yandaşlarına ağır suçlamalar yapan, gerizekalı diyen arkadaşlarımın söylemi beni içimde çok boğudunu hissettim. Ötekileştirme her türlü devam ediyor. Öncelikle gerçekten AK parti tabanının ihtiyaçları nedir ? Yok saydığımız neler var ? Bunca zaman neler oldu acaba ? Bu gibi soruları kendimce anlamaya çalıştım. Tabii politik bir sürü parametre vardır eminim oyunun içinde. Ama insan temelinde, birbirimizi daha çok dinleyip, anlayabilirizi savunuyorum.

Yarı isviçreli olmama rağmen, ülkemden gitmeyi hiç düşünmüyorum. Karamsarlığa kapılmadım. Bindiğim taksici ile, kapıcımız ile, bakkalımız ile daha çok konuşuyorum. Sözlerime dikkat ederek, karşımdakini incitmeyecek bir şekilde. Hem dinliyorum, hem kendimce kendimi anlatıyorum.

Bu ülkeyi seviyorum. Yurdum insanını seviyorum. Bir dahaki seçimlerde yine çalışmak istiyorum. Ne de olsa artık her aşamasını çok iyi öğrendim. İnanıyorum ve inanmak istiyorum her türlü insanı kapsayacak, herkesin özgür bir şekilde yaşayabileceği bir düzenin olabileceğine…Daha çağdaş, daha aydın, değerlerimizi de koruyarak…Anadoluya gitmek istiyorum ilk fırsatta Mardin, Urfa, Diyarbakır. Ve keşke etnik çeşitliliğimize bir ayrılık değil zenginlik olarak bakabilsek…