Kaz dağlarına gitmeden….

Kaz dağları

İda…
2007 senesinden beri gittiğim bu özel mekanın, kalbimde bambaşka bir yeri var.
Hani aslında bazen kelimeler tarifsiz kalır, ancak içinde olunca, yaşadığın zaman bir anlam verir, işte öyle bir yer.
Benim avatarım. Eşsiz doğası içinde, her seferinde ana rahmine giriyormuş gibi bir hisse bürünüyorum. Toprak Ananın yüceliğini hissettiğim, önünde mütevazi olmayı öğrendiğim, ve uyum içinde doğanın bütünlüğüne şahit olduğum, beslendiğim bir cennet. Her seferinde sanki ana rahminden yeniden beni doğuran bir yer. Her doğum sancılı olur. Ama biliyorum ki artık, bu doğuşlar beni her seferinde kendi içimde daha da özgürleştiriyor.
Farkında olmadan şehir hayatı ve ilişkileri içinde, yoruluyoruz. Bunu çoğu zaman görmezden geliyoruz, ya da farkına varmıyoruz, varamıyoruz, belki de devam edebilme içgüdüsü ile iyi ki varmıyoruz. Ama işte, kendi hayatlarımızda kimi kimi bazı duraklarda durmamız gerekiyor. Duralım ki, bakalım ve bakalım ki görelim.
İnternetin çekmediği, telefonların sadece birkaç ağaç altında çalıştığı bu doğal ortamda, biraz durmak harika bir duygu. Gerçekten gevşeyebilmek, hatta gevşerken, gevşeyemediklerin ile karşılaşmak, ve karşılaşma içinde zamanla görerek, gevşemeye başlamak. Gevşeyelim ki, kendi özümüzün derinliklerinde, açılalım. Neden gevşemek önemli sorusunu araştırmak çok hoşuma gidiyor. Gitgide kim olduğun ile, nerde olduğun ile, nasıl olduğun ile rahatlama olasılığı….
Hızır kampında, birçok şeye tanık oldum.
Bir haziran ayında, gökten büyük taneli dolu yağdı. Her yer beyazlar ve sis içinde kaldı.
Bir keresinde, bir selin aldığı canlara tanık oldum,
Bir keresinde, orman yangınına denk geldim.
Ama hiçbirinde küsmedim. Her seferinde daha da eksildim .
Doğa kendi yüceliği içinde..
Çok özel, çok bütün, besliyor da, yıkıyor da…
Ve burayı bu kadar özel yapan, Mehmet Alan köyünün canlarını bir başka sevdim. Hepsi gönülden insanlar: Bir alevi köyü. Evlerine davet edildim. İmece usulü hamurlar açtım, Erenlere saygı bir kahve seremonisinde bulundum. Ve burdaki insanların doğa ile yakından teması içinde, insanlıkları bana büyük öğretmen oldu.
Ve tabii buranın doğası. Etrafta kentsel çok az şey var. Ağaç evler arasında, tamamen doğal bir ortam. Bir küçük nehir akıyor kampın içinden. O su , o tatlı su. o buz gibi tatlı su. Yüzerken içebildiğin, yüzerken küçük balıkların derine dokunması ile gıdıklandığın, buz gibi eriyen karın, ve yağan yağmurun suyu çok özel. Derin yumuşacık oluyor, saçların yumuşacık oluyor. Derin çekiliyor. İlk birkaç saniye o soğukluk karşısında zorlanıyorsun. Ama eğer tüm cesaretin ile kendini bırabiliyorsan o suya, offf tarifi çok zor. Hemen alışıyorsun . Sıfırlandığın, yeniden doğduğun bir ana tanık oluyorsun. Tarifsiz…..
Herkesin yolunun geçmesini dileyeceğim bir yer. Hiç yok olmasın isteyeceğim bir yer.
İşte yarın sanki yuvama kavuşuyorum hissi ile, herşeyi ile beni ağırlayacak bir yer.
Sevgiyle…
Mey

ağaçlar arasında kaybolmuş saatler boyunca kaldığımız beyaz yoga çadırımız Yeşillikler içine saklanmış yoga yaptığımız beyaz çadırımız 🙂