Yoga hocalık eğitimi öncesi…

Haftaya Naz Hoca ile beraber verdiğim, Cihangir yoga 200 saatlik temel hocalık eğitimi yeniden başlıyor. Beraber verdiğimiz 4 üncü eğitim olucak. Her eğitim başka bir heyecan, başka bir yolculuk. Uzaktan aynı gibi gözükse inanın hiç değil…Eğitimi oluşturan grup ile biz de şekilleniyoruz, kendi çalışmalarımız içinde algımız, deneyimimiz ve bilgimiz derinleştikçe, eğitimlerimiz çeşitleniyor. Öğretirken, öğreniyoruz. Öğretirken, kendi aynamızdan, eksikliklerimizi, zaaflarımızı, dirençlerimizi görüyoruz, ve öğrencilerin aynasından, kendimizi görüp, öğrenciler bizim rehberlerimiz ve hocalarımız oluyor.

Bu yazımda kendi ilk hocalık eğitimi sürecimi hatırlamak istiyorum. O zamanlar, sene 2000, henüz 26 yaşındayım, ve master öğrenciyim. Okulun bitmesine bir sene var. O yaz, Zeynep Aksoy’un İstanbul’daki evinde oturmuş, annesi ile sohbet ediyoruz. Annesinin sorusuna uyandım. – Seneye okul bitiyor, ne yapacaksınız ? – Zeynep ile göz göze geldim. Birbirimize bakıp, “Yoga hocası olacağız” dediğimi hatırlıyorum. Belki şaka ile karışık bir gerçekti. Hayaldi. Belki o anda düşünmeden ağzımızdan çıkan birkaç kelime, kendimizin bile zor inandığı, bir gerçeklikti. Ve o kış, bir grafik tasarım dersinde, kendime yoga ile ilgili bir web sayfası tasarlamıştım. Demek ki şimdi daha iyi farkına vardığım, benden daha kuvvetli bir el, istek, niyet beni bu yöne doğru zaten itiyordu.

Master öğrencisi olarak bitirme tezim için, prodüksiyon, video, kurgu vesaire okuduğum için, bir dokümenter çekiyordum. Herşeyi bana ait olan. Ve o dönem Om Yoga’da Cyndi Lee’nin hocalık eğitimine kayıt oldum. Her zaman çok dikkatli ve sorumlu bir öğrenci oldum. Ama çok da çekingendim. Çalışkandım, ama kendimi göstermeyi sevmiyordum. Kendime göre yogamı yorumluyordum, ama kendime saklıyordum, kendi özelimi kendime saklıyordum, Yoga hakkında konuşmayı çok sevmezdim. Zaten birçok arkadaşım hakkımda : “Mey yine yoga’da” derdi. Sanki bazıları tarafından anlaşılmadığımı düşünürdüm. Ama kendi bildiğimi de yapardım. Hiçbir zaman başkaları ne der gibi bir derdim olmadı. Biraz kafasının dikine giden ve inatçı bir tarafım var onu biliyorum. Benim bu huyumu çok iyi bilen annem, babam eminim benim hakkımda yeri geldi mi çok endişelendiler, ama bana pek çaktırmadılar, daha az konuştular, her zaman arkamda desteklerini ve güvenlerini hissettim. Daha yeni yeni gerçekten benimle rahatladıklarını biliyorum. Ve hatta eski Mey gibi beni çoşkulu ve kendi kabuğunda daha rahat gördüklerini, yaşamdaki seçimleri ile barışık olduğumu görüp sevindiklerini hissediyorum.

İlk hocalık eğitimi sürem boyunca, hayatım ya kurgu odasında, dokümenteri kurgularken, ya da OM yoga’da yogada, bu ikisi arasında mekik dokudum. İsteyerek, üşenmeden, içimden geldiği için…Ama kafamda net yoga hocası olucağım gibi bir tablo yoktu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Tek bildiğim gerçeklik, Okulumdan sonra New York’da kalmak istediğimdi. Bir sene çalışma iznimi en iyi bir şekilde değerlendirmek idi. Bir kurgu şirketinde iş buldum. Çok çalışıyordum. Çok severek yaptığımı söyleyemeyeceğim işim… Filmleri Dvd formatına çeviriyor, photoshop ile filmin kapak tasarımını yapıyor, ve bilgisayar programı ile o format değişimini yapıyordum. Yapıyordum, ama gözüm saatte hadi 6 olsa da çıksak hali ile. Ve sonra bir gün büyük bir değişim oldu. Benim dışımda gerçekleşen, yaşamın içinden…İkiz kuleler yıkıldı. Büyük bir trajedi…Benim çalıştığım şirket kapandı. O gün avukattan çalışma izni için hazır kağıtları almış, patrona imzalatacağım gün, şaka gibi işimi kaybettim. Çaresiz, sokaklarda boş boş yürüyordum, bir barda çalışan oda arkadaşımın yanına gittim. Herşeye rağmen gülebiliyorduk. Birşeyler ters gidince, galiba bir deli cesareti geliyor insana. Tek bildiğim Türkiye’ye dönmeye hazır değildim. Bir çaresini bulacaktım New York’ta kalmanın ki, nitekim de öyle oldu. İlk önce elimdeki vizeyi turist vizesine çevirdim avukatlar araçılığı ile. Ve sonra New York’ta her türlü aklınıza gelebilecek küçük iş yaptım. Restoranda paltoları astım kış ayında, bir küçük yerde, hediye paketi yaptım, ve arkadaşımın eşinin ofisine iş sonrası topalarlamaya gittim. Ve o sırada arkadaşlarıma ufaktan yoga dersleri vermeye başladım. O öğrencilerim benim ilk öğretmenlerim oldu. Burdan onlar kendilerini biliyorlar, Onlara gerçekten sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ben bu yolda güvenimi kazandıkça, hadi dedim Mey artık ufak ufak yoga stüdyolarının kapısını çal. Gittiğim Brooklyn Williamsburg civarındaki 3 ayrı yoga merkezi bana deneme dersi verdiler. Beni sınadıktan sonra, bana programda ders vermeye başladılar. Derslerim gittikçe artıyordu. Ben dahi bazen şaşırıyordum. Bir yabancı olarak, ingilizce ders vermenin zorluğunu ve çekingenliğini hep ama hep taşıdım. Ama galiba bu bazı öğrencilere çok içten ve sempatik geliyordu. Çok güzel deneyimlerim, çok tatlı öğrencilerim ve güzel arkadaşlıklarım oldu….Yazarken daha da şimdi değerini ve gücünü anlıyorum…

Haftaya yeni bir hocalık eğitim başlıyor. Benim hep öğrencilere tavsiyem, gerçekten Yoga’ya aşkınız, tutkunuz varsa, kendiniz için bu yolculuğa başlıyın oluyor. Yoga hocalık eğitimi gerçekten kendimize verebileceğimiz en güzel hediyelerden biri bana göre…Girdiğimiz bu içsel dönüşüm yolculuğunda, derinliklerimiz ile buluşuyor, yaşam ve kendimiz ile kucaklaşıyoruz olduğu gibi, hepimiz yaşam savaşındaki mücadelemiz içinde, biraz daha kabul ve içsel güçümüzün içinde yerimizi bularak daha cesaretli ve korkusuz olmaya başlıyoruz. Merkezimizin içinde kendi hakkikatımızı bulmaya başlıyoruz. Kendi iç sesimizi duymaya daha özen gösterip, ona daha çok güvenmeye başlıyoruz. Yaşamın mücadelesinde hırçınlıklarımız biraz daha az keskin olmaya başlıyor. Yaşamın kendisine daha kolay teslim olmaya başlıyoruz. An be an farkındalığımız uyanmaya, ve şimdide daha fazla varolmaya başlıyoruz. Daha çok bakıp, görmeye, daha çok dinleyip, duymaya başlıyoruz. Yaşamı ve herşeyi kontrol etme meyilimiz azalıyor. Beden araçılığı ile yaşamı dinlemeye başlıyoruz. Kalbe önem veriyoruz, kalpten yaşamak oluyor arayışımız. Samimiyet ve hasssasiyeti davet ediyoruz her türlü ilişkimize mümkün olduğu kadarı ile. Kırılganlığımızı biliyoruz, kırılganlığımızı göstermekten çekinmiyoruz. Yaşam çok narin, çok kırılgan…Kendimizle dost olmaya, gerçekten kendimizi sevmeye başlıyoruz. Ve kendimizden başlayan bu tavır, diğer herşeyde etkisini göstermeye başlıyor. BU değişim, dönüşüm yolculuğunda daha yaşamın bütününe güvenmeye başlıyoruz. Hepimizin bir enerji varlığı olduğuna inanıyorum. Ruhumuz olduğuna inanıyorum. Ve ruhlarımıza iyi bakmaz isek, hastalanmaya başlıyoruz, fiziksel, ruhsal, zihinsel. Hepimiz zaman zaman hastalanıyoruz, iyi ki de hastalanıyoruz. Ruhumuzu nasıl beslediğimize önem veriyorum. Ve yoga gerçekten ruhumuz, bedenimiz, zihnimiz için müthiş bir şifa…İşte hocalık eğitimi, kendi derinliklerimize doğru bu kapıları sonuna kadar açıyor. Bazılarımız bu yolculukta, aşkla, sabırla, adanmışlıkla, çalışkanlıkla kaldığı zaman, ve yoga hocalığına da, yoga öğrenciliği kadar seviyorsa, yogayı öğretirken, paylaşırken buluyor kendini. Ama unutmamız gereken, öğrencilik sonuna kadar sürüyor. Ne zaman ben oldum diyorsun, işte orda büyük bir yanılgı başlıyor. İyi ki de başlıyor…Yaşamın dansı içinde, içimdeki benler ve senler buluşana kadar sürecek bu yolculuk….

Sevgiler

Mey Elbi

12038188_10153134913868148_8861719706291285192_n