Tutku üzerine bir deneme

Terapistimin bana yazarak kendimi ifade etmem için verdiği ödevdi; aklımda hep tutku benim için ne ifade ediyor diye soruyorum. Ama tembelliğimden, üşengeçliğimden, erteleme dürtümden hep erteledim. Ama içimde düşündüklerim ve yazmıyor olmanın verdiği ağırlık büyümeye başladı.

Tutku bana canlılığı, heyecanı, ateşi, isteği hatırlatıyor. Tutku bence bir ilişkide sanki herkese ilerleme ve o yolda olma içselliğini verecek bir kaynak. Ama belki de yanılıyorum, herkes benim gibi değil, bu benim sanıyorum. Yoga derslerimden önce mesela halen heyecanlanıyorum, dersten önce mutlaka toilete girerim. Hep öğrencilerime söylediğim heyecanınızın esiri olmayın, ama heyecanınızın olmadığı yerde bitkinlik ve sıkılganlık varsa belki de o ilişki bitmiştir. Ve ben halen ders verirken, veya yogaya dair, bedene dair, kimyamıza dair, insana dair öğrenirken heyecan duyuyorum. Eğer heyecan duymaz isem sanki o ilişkide varolamam gibime geliyor.

Artık ilişkileri kategorize etmek hoşuma gitmiyor. İş, aşk, arkadaş, dost, aile, sevişme, kendinle kurduğun ilişki , hayatla kurduğun ilişki hepsi aslında aynı gibime geliyor. Hayat ile kurduğun ilişki aslında diğer herşey ile kurduğun ilişkiyi yansıtıyor, aynalıyor….Ve tutku bende baskın bir dürtü…

Bütün bunları düşünürken, çok sevdiğim bir kitap aklıma geldi. Bir fransız yazarın Alexander Jardin diye FanFan adlı kitabı ve bu kitap sonradan filme uyarlanmıştı, hatta filmde Sophie Marceau ve Vincent Perez oynuyordu. Halen aklımda kalan tutkulu bir aşkı anlatıyor. Kendim içinde böylesini istemiştim için için sanki. Adam ve kadın birbirlerinden hoşlanırlar, ama hiçbirşey çok aşikar değildir. Adam kadına hep kur yapar, ama dile hiçbir şekilde dökmez. Öyle sahneler vardır ki tamamen tutku dolu. Kadın bazen isyan eder, çünkü emin olamaz hiçbir zaman adamdan. Ama adam ona olan aşkından yan dairesine taşınır. Söylemez kadına, çaktırmaz, ve banyoları yanyanadır. Ve nasıl bir sistem şimdi anlatamayacağım. Ama ayna yansıtması içinde yan oda gözükür. Ve iki küvet yanyanadır mesela. Adam kadını hep izler. Cam arkası dokunur. Ama hep hayali…Böyle sahneler geliyor aklıma…Bu kitap sonra da çıkan film beni çok etkilemişti. Hatta bunu yazarken, kitabı, raflarımda bir yerlerde tekrar okumak geldi içimden….

Peki herkes tutkulu mu ? Tutkulu bir evde büyümüş bir çocuk ile tutkusuz bir evde büyümüş bir çocuk arasında nasıl bir fark olabilir ? Tutkulu olan biri tutkusuz birini bence korkutur . Hem ona hayranlıkla bakar, belki hafif gıpta ile karışık, ama daha çok o çoşan, taşan tutkusuna karşılık hoşuna gitse dahi, ne yapacağını bilemez. Susmayı ve hareketsizliği tercih eder, hatta belki de donar. Belki samimiyetine güvenemez.

Tutkulu bir çocuk yaşama karşı merak doludur. Tutku ile yapacak şeyler arayışı içinde çok az sıkılır. Bunun yanında duygularını da uçlarda yaşayabilir.

Tukusuz bir evde yaşayan çocuk ise biraz cansız, içine kapanık , durağan gelebilir. Onun için herşey sıradan olabilir. Nötr bir tavır sergiler . Ve belki de bu nötrlüğü yanlış anlaşılabilir. Tepkisiz , hissiz gibi.

Benim sevgi dilim nedir diye düşünüyorum. Fiziksel olmasını kesinlikle istiyorum. Tutkulu, ateşli, derin , kırılganlıklarımızı tümü ile ortaya koyduğumuz bir ilişki, ve mahrem kapılar arkasında yasakların olmadığı bir ilişki hayal ediyorum. Ve eminim bütün bu tutkumun içinde, sevince tutkulu bağlanıyorum ve biraz obsesif oluyorum. Kolay kolay bırakamıyorum. Bunların farkındayım ve ben sanki bu ateşimin içinde kül oluyorum. Zaten dövmem zümrütü anka kuşu. Küllerinden tekrar doğan kuş. Biraz dramayı seviyorum sanki. Ama artık bu kelimeyi değiştirmek istiyorum. Ateşimin içinde kavrulmak istiyorum, kül olmak yerine. Her bir parçamı sahiplenerek, kavrulmak ve daha bir ben olan, tam olan, şeffaf olan, su gibi bir Kadın olmak istiyorum. Üretken, akışkan, arzulanan, şefkatli, alan, almaktan korkmayan ve verici… Geçen gün bir arkadaşım bana şöyle dedi. Mey sana bakan biri birisine ihtiyaçın olduğunu belki de anlamıyordur. Çünkü hep birşeyler yapıyorsun, kendi hayatında dolusun, hep gidiyorsun. Halbuki hayatın içinde akarken,  arayışta olduğumu bilseler. Kendimi arıyordum, sanıyorum artık daha bir buluştum kendimle bu sene. Ama içimdeki ürkek, korkak ve çekingenliğimin altındaki kibirli Mey’i de görüyorum. Ama herşeyden fedakarlık yapabilecek Mey’i de görüyorum. Daha doğrusu Mey nereye giderse artık kendi ile taşıyabileceği çok şeyi var, onlarla beraber Erkeğinin yanında kalacak cesareti de var. Ve az ile yetinmek istemeyen bir Mey var. İhtiyaçlarımızı karşılıklı dile getirebileceğimiz daha dolu dolu yaşayabileceğimiz bir ilişki de varolmak istiyorum. Tangolu, denizli, yogalı ve herşeyli.

Sarılıyorum

Mey