top of page
  • Yazarın fotoğrafı

HASSASLIK VE KIRILGANLIK ÜZERİNE…




Günlerdir, dağların beyazlığına teslim oldum. Biraz kırık, yorgun geldiğim cennet güzellğinde doğa yapısına sahip bu güzel kayak beldesinde, temiz ve şifalı havasında hemen iyileştim. Hava adeta aromalı kokuyor. Burda da kendime ufak ufak rutinler yaptım. İlk evvela televizyon seyretmeme alışkanlığımı sürdürüyorum. İstanbulda televizyonum yok. Televizyon, üzerimde hipnoz etkisi içinde kilitleyen bir güçe sahip. Ve otel odasındaki televizyona baktım ve tatil boyunca açmamayı yeğleyeceğimi düşündüm. Onun yerine kendimle başbaşa vakit geçirdiğim zaman dilimlerinde, getirdiğim kitapları okuyorum, getirdiğim insan anatomisi ile ilgili dvdleri seyrediyorum, yazıyorum, çiziyorum, düşünüyorum ve yoga yapıyorum.

Aile ile olmak en büyük sınavlardan biri diye düşünüyorum. En azından benim için. Ve bu kırılgan ama bir o kadar da kuvvetli bağlar içinde çok şeye tanık olabiliyoruz. Benim aile yapım içinde herkes birbirinden çok farklı. Ama zaten herşey ve herkes özel ve farklı değil mi ? Ve bu fark içinde, çok kolay iletişim bozukluğu,kırılmalar, alınmalar, küsmeler, öfkelenmeler olabiliyor. Kendimin tanık olduğu yine kendimle ilgili. Aile bireylerinin farklı olduğunu kabul ediyorum dedim. Ama bu kabul içinde hani nerde dönüşüm derken, uyandım demek ki kabul ediyorum içinde kabul etmiyorum ki halen savaşıyorum, kendi fikirlerimi anlatmak, kritik etmek, yanlış düşünüyor demek. Ve bu savaş içinde tabii ki de gerginlikler oluyor. Kabul derinden gelse bunu sözle ifade etmek ihtiyaçı bile doğmazdı sanıyorum. Bu hassas ve kırılgan aile dinamiği içinde bunlara tanık oldum.

Bugünlerde aklımda olan hayatın hassaslığı ve kırılganlığı…. Ve çoğu zaman bu hassaslığımızı ve kırılganlığımızı göz ardı nasıl ettiğimize de tanık oluyorum. Bütün ilişkiler hassaslık ve kırılganlık üzerine kurulmuş adeta. Kendi bedenimizle kurduğumuz ilişki mesela. Dün kayak yaparken buzlu kaygan bir zemin üzerinde kaydım, ve ufacık düşmeden dahi kırılgan bir şekilde avuçiçimdeki acıya tanık oluyorum. İlişkiler hassas ve kırılgan. Her türlü ilişki, aile ilişkisi, sevgili ilişkisi, arkadaş ilişkisi, insan ilişkileri, doğa ilişkisi, aklımıza gelen her türlü ilişki.

Ağabeyimin küçük tatlı mı tatlı 5.5 aylık Sophiası bizle. Onla bir 10 dakika zaman geçirmek bile inanılmaz bir sevginin ve bağın içinde yeşermesine ve oluşmasına yetiyor. Bütün bebeklerin böyle bir güçü var. Çok hassas, çok kırılgan. Bütün aile onun çevresinde çok dikkatli, hassas ve düşünceli davranıyoruz. Ve o da bizi tatlı mı tatlı gülümsemesi ve ara ara kahkaları ile ödüllendiriyor. Ama birşeyden memnun olmadığı zaman ya da sıkıldığı zaman ya da açıktığı zaman ya da altına yaptığı zaman ya da birşey onu rahatsız ettiği zaman hoşnutsuzluğunu çok güzel ifade ediyor. Bebeklere bakıp öğrenecek o kadar çok şey var ki… Nasıl da kendilerini güzel güzel çekinmeden ne olursa olsun ifade edebiliyorlar. İçlerine atma huyları yok daha henüz. Sevilme ihtiyaçlarını ve sevmeyi gösterebiliyorlar. Ve hayatın özü olan hassaslığın ve kırılganlığın en temiz ve saf misalleri.

Fiziksel yoga uygulamasının da, hocam Godfrey’nin bahsettiği şekilde ilk temel prensibi duyarlılık ve hasasiyetlik ve kırılganlık üzerine kurulmuş olduğunu çok net kendi hücrelerimde deneyimleyerek söyleyebiliyorum artık. Ve ince ve duyarlığı bir dinleme sanatı içinde zihni araştıran, inceleyen ve gözlemleyen bir hal içinde bedenden öğrenen bir konumda olmasına izin veriyoruz. Bu hale dahi zihnin usul usul çaktırmadan sabote ettiğinin bile gözlemeni yapabiliyoruz. Ve bu derin dinleme halinde birçok şeyi hissederek farkına varmaya başlıyoruz. Aldığımız aksyon ve aldığımız aksyonların yarattığı etkilere duyarlı olarak, beden bütünlüğü içinde hiçbir şeyin tek başına var olmadığını ve herşeyin daha önceden şartlanmış bir şekilde birbiri ile olan bağını gözlemliyebiliyoruz. Hareket halinde bir meditasyon içinde. Ve kendi bedenimizden başlayan bu bütünlük farkındalığı tüm hayatın bütünlüğünün bir yansıması ve bir merceği olmaya başlıyor. Ve bence fiziksel yoganın spiritüel boyuttaki hediyesi bu : Beden bütünlüğünden deneyimleyerek yaşadığımız farkındalığı hayat bütünlüğüne taşımamıza araç olması. Ve uzun süre yoganın en temel ve basit sözlük anlamını düşündüm. Yoga kısaca bütünlük anlamına geliyor. Ama bu bütünlük birbirinden kopuk parçaları birleştirmek anlamından değil. Zaten varolan ve hücresel boyutta bildiğimiz ama çok kolay bir şekilde unutuyor olduğumuz bütünlüğü anımsamamızda yardımcı yollardan biri oluyor.

Ve bu bütünlüğü doğada da, doğanın sesini kendimize izin verdiğimiz zamanlar dinlerken de çok kolay ve net bir şekilde tanık olabiliyoruz. Doğanın değişken halleri içinde hassas ve kırılgan yapısı içinde herşeyin birbirine olan bağını. Küçük bir bebekten öğrenebiliyoruz. En safından.

Bu ay çok ölüm haberleri ile sarsıldım. Ölümde, doğumda hayatın birer parçası. Ve hayatın sürekliliği ölümün kırılganlığı ve hassaslığı içinde de devam ediyor. Bir yaşam formatı ve tarzı yok. O kişinin sevgisi, anısı belliğimizde ve hücrelerimizin hafızasında sürüyor. Hem toprak olan o beden başka yaşam formlarında sürmeye devam ediyor. Belki bir çiçek olarak devam ederek. Ve bize hayatın narinliğini hatırlatan öğretmenler oluyor her ölüm. Yaşam bu beden formatında yaşandığı kadarı ile var. Ve yaşamı yaşamak bize sunulan ne varsa o günkü pakette. Hiçbirşey kontrölümüz altında değil. Çoğu zaman öyleymiş gibi algılasak da….

Bu tatil kitaplarımdan biri Hermann Hesse’nin Siddhartası idi. Daha önce 2 kere okumuş olduğum bu kitabı tekrar okuma dürtüsü ile yanıma aldım. Ve iyi ki de öyle yapmışım. Her okuduğumda hikayeyi, değişen ‘ben’ içinde, daha derinden , daha sade ve net bir şekilde sanki algılıyorum. Kısaca çok akıcı bir anlatımla, hayatın krılganlığı va hassaslığı içindeki arayışımızın bütünlüğünden bahsediyor kitap. Okumayanlara tavsiye ediyorum. Ara ara dönüp tekrar tekrar unuttuğumuzu anımsamamız için keyifle okunan bu kitabı, kütüphanemizde bulundurmak çok güzel bir hediye olur.

3 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Kendimce...

bottom of page