Hindistan, renkli ve başka diyarlar ülkesi Hindistan…

IMG_9132 copy
Hindistan’dan yeni döndüm. Yıllar evvel 2000 senesinde henüz yoga hayatımda yeni yeni filizlenmeye başlamışken, Asthanga Yoga yapmaya, Mysore’a Pattabhi Jois ile çalışmaya gitmiştim. O zaman ki toyluğum, naifliğim ve cahilliğim ile, Hindistan’a ayak basar bazmaz, kendime söylediğim bir cümle olmuştu. “Mey, sakın karşılaştırma yapma, yapsan bile alışkanlıkların içinde, yaptığının bilinçinde ol, sadece gözlemlemeye çalış, ve anlamaya bile çalişma, sadece yaşa”. Aslında yogayı, farkında olmadan mat üzerindeki yoga anlayışını, günlük tavrıma taşımıştım. Ve yıllar sonra, sevgili yoga öğrencim Selda Yaran’ın teşviki ile, Hindistan yolları yine bana gözüktü. Bu sefer Kuzey Hindistan’da belirlediğimiz bir rota içinde dolu dolu gezicektik. 21 gün içine sığdırmaya çalıştığımız 6 şehir vardı. Rishikesh, Amritsar, Dharamsala, Varanasi, Yeni Delhi ve Goa. Bu kadar çok şehri sığdırmak bir çılgınlık, ama o çılgınlığı içine girmeden bazen insan kavrayamıyor. Ve iyi ki de bu çılgınlığı yapmışız.

Bir cümle kulağımda çınlıyor. Hindistan anlatılmaz, yaşanır. Aslında bu herşey için geçerli değil mi? Ama yine de paylaşarak çoğalıyor ve zenginleşiyorsak, bende kelimelerin yetersizliği içerisinde, elimden geldiğince biraz biraz duygularımı ifade etmeye çalışacağım. Hindistan çok renkli, çok deli bir yer. 21 gün gibi kısa bir süre dahi olsa, kendimden bu kadar farklı bir kültür ve toplum içinde var olmak, gerçekliğimi genişletti. Algılarım açıldı. Kendi sınırlarım içinde, koşullanmışlıklarım ve alışkanlıklarım içinde, önyargılarım ile, karşılaşma fırsatı buldum. Ve sınırlarım, bilinçaltım izin verdiği sürece, inanıyorum ki birazda olsa açıldı.

14 sene sonra, bir daha Hindistan. Artık içimdeki farkındalık içinde biraz olgunlaşmış bu yaşımda, biraz daha iyi gözlemleyebildiğimi, biraz daha an içinde orayı tadabildiğimi ve keşfettiğimi söyleyebilirim.

Bu yazıda, sadece kendi deneyim ve duygularımdan yola çıkarak beni etkileyen birkaç anımdan bahsetmek istiyorum. Bir gezi rehberi değilim, Hindistan kültürü hakkında uzman değilim. Sadece bir yogacı olarak, yaşadığım birkaç anı kaleme almaya çalışacağım.

Bütün yoksulluğa, kaos ve pisliğe rağmen, Hindistan çok renkli ve öğretici bir yer. Ve şunu söyleme gerekiğini duyuyorum, bize göre pis, onların gerçekliğinde doğal. Hindistan çok büyük bir kıta ve yaklaşık 1 milyar insanın yaşadığı çok kalabalık bir toplum. Dikkatimi çeken en önemli unsurlardan biri, bütün bu kaosluğun ve kalabalığın içinde, insanlar son derece sakin. Nasıl mı ? Mesela trafik tam bir facia. Kural yok gibi gözüküyor, trafik ışığı yok. Kutsal hayvanları inekler her yerde volta atıyorlar, bir ana caddenin göbeğine mesela yayılabiliyorlar. Bir ulaşım araçları olan tuk-tuklar, arabalar, bisikletliler, yayalar, yük araçları her yerde.Tam bir keşmekeş. Ve üstüne üstlük bu kaosa, mütemadiyen dinmeyen bir klakson sesi ekleniyor. Bütün bunlara rağmen, insanlar sakin, rahat. Bir tek kazaya denk gelmedim…Amritsar’da bindiğimiz bir tuk-tuk’da şöyle bir manzara hayal edin. 3 kişiyiz kahkalara büründük. Biraz sinir bozukluğundan kabul ediyorum. Ama bindiğimiz şoför sanırsınız ki hastayı hastaneye yetiştiriyor bir ambulans edası içinde. Hızlı ve susmayan bir klakson sesi bu hıza eşlik ediyor. Binmeden önce yorgunluktan uyuklayan ben, bir anda adrealin fırlaması içinde, güvenmekten ve teslimiyetten başka yol yok diyorum kahkalar içinde. Bir yoga yaklaşımı daha, olana olduğu gibi kabulü içinde teslim olmak. Körü körüne bir teslimiyet değil bu, olanın içinde gevşemeye araştırma teslimiyeti. Hayat düz değil. Keyif yanında, aslında çokca kaos var, acı var, üzüntü var. Mutluluğa o kadar endeksli yaşıyoruz ki, halbuki yaşam bir bütün, ve mutsuzluk da var. Mutsuzluğu ve acıyı bastırmaktan ziyade, acı ile yüzleşmek, o acı ile samimileşmek, ve kaynağına bakıp, olanı sadece tanımak ve yüzeye çıkmasına izin vermek, kendiliğinden beraberinde kabul, dönüşüm ve teslimiyeti getiriyor. Yani öfke olduğu yerde, hayır demekten ziyade , evet bugün öfkeliyim, evet bugün üzgünüm demek gibi.  Çabasız bir çaba içinde.

IMG_5071 copyy

Bir başka beni etkileyen olay. Dharamsala… Tibet halkı ve Tİbet budist rahibleri, Tibet’in Çin istilasından sonra, Dalai-Lama ve o zamanki Hindistan hükümetinin iyi ilişkileri içerisinde, havası ve toprağı ile kendi ülkelerine benzeyen, Himalaya eteklerinde Dharamsala’ya yerleşiyorlar. Dharamsala yolu diğer Hindistan yollarından dahi farklı : Yollar düzgün, levhalar var, ve 1800 metreye tırmanırken, inanılmaz bir doğa içine giriş yapıyorsunuz, Himalayanın görkemli, heybetli görünüşü içinde. Tertemiz ve huzur dolu bir yer. Çok tanıdık bir havası var benim için. Kendimi orda evde hissettim. Yukarı Dharamsala Mcleod Ganj’ın bir meydanında durmuş iken, sevgili arkadaşım Çiğdem ile, fotoğrafımızı çekmesi için bir budist rahibe ricada bulunduk. İyi ki öyle olmuş. Meğersem bu kişi bizim hediyemizmiş. Onunla beraber protesto yürüyüşüne katıldık. Çin’in gösterdiği züiumu protesto için kendini yakarak feda eden bir Tibetlinin ardından. Bu yürüyüş sakin ve barışcıl bir şekilde oldu. Amaç farkındalığı artırmak ve anmak içindi. Etrafta kayıt alan bazı yabancı basın mensupları vardı. 14 senedir Budist Rahib olan bu kişi ile sohbet etme imkanımız oldu. Kendinden vermenin önemi üzerine. En büyük mutluluğun aslında başkasını mutlu etmek olduğu üzerine…Ve bu kişi, ertesi gün Dalai-Lamanın konuşmasını dinlememiz için bize yardımcı olucağını söyledi. Düşünebiliyor musunuz, çok ender Dharamasala’da bulundan Dalai-Lama ile aynı zamanda ordayız. Ve konuşmasını dinleyebileceğiz. En büyük hayallerimden biriydi. Ve bu kişi Dalai-Lama’yı yakından görebilmemiz için bizi giriş yaptığı kapıya yakın bir yere götürdü onca kalabalık içinde. O kalabalığı göremeliydiniz. Yüzlerde ve gözlerde o hürmet ve sevgiyi. Dalai-Lama ile gözgöze geldim. Eminim, gözümde yaş. Bütün düynaya barış ve şefkat mesajı veren Dalai-Lama ile.

Varanasi, onca pisliğin içinde, en büyülü ve gizemli havaya sahip kutsal şehir, beni çok etkiledi. Çok gün geçirmedim. Ama 2 gün dahi bu şehrin mistic havasını koklamama yetti. Ganj nehri, Hint kültüründe kutsal nehir. Ve burda yıkanmak, veya öldükten sonra küllerinin nehre atılması, ruhların arınmasına yardımcı olduğu inançı var. Ayini tadabildik, ölülerin yakıldığı yerden geçebildik saygı ile. Hindistanda, kendilerini görünür olandan görünmez olan, bir bütüne teslimiyet ve adanmışlık var.

Bu yazı da son paylaşmak istediğim anım ile bitirmek istiyorum. Uzun süren tren yolculukları (12 saat, 15 saat) ve uçak yolculuklarından sonra, ve bu kadar kısa zamanda bu büyük kıtada bu kadar çok şehir gezmenin sonunda, ben hastalandım. Goa’ya hasta giriş yaptım. Ve inanılmaz yorgun bir beden ve yerleşen bir kuru öksürük içinde buldum kendimi. Dışarda 35 derecelik bir hava, çok yüksek bir nem içinde. Kendime hediye 3 gün boyunca ayurveda masajına gittim. Bana yapan çok az ingilizce bilen Hintli masajçı kadınla, birkaç kelime ile anlaşarak, daha çok gözlerimiz ile konuşarak. Ve paramın artık sona yaklaştığı son seansımda, benden alması gereken paranın çok daha altında bir meblağ aldı. Cümlesi bozuk ingizlizcesi ile şu oldu. Senin problemin yok olunca, benim probleminde yok olur, ve ben mutlu olurum…Daha ne diyeyim ki, gözümde minnet ifadesi ile teşekkür edebildim.

Çok şey hissettim, çok şey gözlemledim, ve an içinde uyumlanmaya çalıştım olduğu kadarı ile olana. Bu da yoganın bana yıllar içinde kazandırdığı bir yaklaşım….

NOT : Fotoğraflar fotoğrafçı yol arkadaşım Sedef Gürsu tarafından çekilmiştir.

Sevgiyle

Mey Elbi

www.meyelbi.com

https://www.facebook.com/meyelbiyoga?ref=hl

Yorum yaz

Yoganın tılsımı – gölgelerim

AvsarG_8782-1Yogaya inanan, yoganın şifasını deneyimleyen bir yoga eğitmeni ve öğrencisi olarak, kendi doğamızın içine gevşerken, doğa ve yaşam ile bağımızı canlandıran, büyüten yoganın gerçekten yayılmasını dliyorum.

Yoganın tılsımlı bir değneği var. Temas ettiği haneye, dokunduğu gönüllere şifasını çok derinden veriyor, hem de usulca. Yoga bir değişim, dönüşüm yolculuğu. Bütünlüğün içinde kabul ve teslimin olduğu bir yolculuk. Ve yolculuğunun yolcusu olmaya devam ediyorsun süreçin çeşitliliği, zenginliği, acısı ve tatlısı ile…Seni ilgilendiren gittiğin yerden ziyade, yolculuğun kendisi olmaya başlıyor. Bu yolculuktaki tavrın, bu yolculukta karşılaştıkların hem içsel hem dışsal alanında, korkuların, zaafların, gölge tarafların, oynadığın oyunların farkındalığı içinde, yolunda herşey sana aynalık etmeye başlıyor. Her gördüğün ayna da kendi yansımanın farkına varmaya başlıyorsun. Kimi zaman çok zor, karşılaştıklarına bakmak, görmek, acıtıyor. Nefes’in yani yaşamın rehberliği içinde, başka bir çaren olmadığını biliyorsun artık. Ve özün yaydığı ışığın anlık veya ömürlük, karanlığı aydınlattığını hissediyorsun. Ve paha biçilmez bir hediye oluyor senin için. Hiçbir şeye değişmeyeceğin bir hediye.

Her girdiğim dersten sonra  - şükürler olsun iyi ki yoga hayatımda diyorum.

Beni merkezleyen, dengeleyen,

Tüm hiper, aceleci, telaşlı ve deliliklerimin kabulü içinde bana güvenli bir zemin hazırlayan,

Beni sarmanlayan yumuşak kollar yoga.

Kalp yolunda sevgiyi, duyarlılığı, anlayışı ve merhameti anımsatan yol yoga.

Öfkemle, hüznümle, yalanlarımla beni yüzleştiren,

Gölgelerim ile karşılaşmamı sağlayan güven duyduğum arkadaşım yoga

Bastırdığım ne varsa ifade bulmasına yardımcı olan el yoga.

Tüm kişilik ve benlik savaşımın içinde, egomdan sıyrılmama

Bütünlüğün içinde herkesle olduğum gibi özümde tane olmamı an be an duyumsatan rehberim yoga.

Ana uyanışımı sağlayan anaç desteğim yoga.

İçimdeki yaşam enerjimi ortaya çıkaran kaynağım Yoga..

Yorum yaz

Kaz dağlarına gitmeden….

Kaz dağları

İda…
2007 senesinden beri gittiğim bu özel mekanın, kalbimde bambaşka bir yeri var.
Hani aslında bazen kelimeler tarifsiz kalır, ancak içinde olunca, yaşadığın zaman bir anlam verir, işte öyle bir yer.
Benim avatarım. Eşsiz doğası içinde, her seferinde ana rahmine giriyormuş gibi bir hisse bürünüyorum. Toprak Ananın yüceliğini hissettiğim, önünde mütevazi olmayı öğrendiğim, ve uyum içinde doğanın bütünlüğüne şahit olduğum, beslendiğim bir cennet. Her seferinde sanki ana rahminden yeniden beni doğuran bir yer. Her doğum sancılı olur. Ama biliyorum ki artık, bu doğuşlar beni her seferinde kendi içimde daha da özgürleştiriyor.
Farkında olmadan şehir hayatı ve ilişkileri içinde, yoruluyoruz. Bunu çoğu zaman görmezden geliyoruz, ya da farkına varmıyoruz, varamıyoruz, belki de devam edebilme içgüdüsü ile iyi ki varmıyoruz. Ama işte, kendi hayatlarımızda kimi kimi bazı duraklarda durmamız gerekiyor. Duralım ki, bakalım ve bakalım ki görelim.
İnternetin çekmediği, telefonların sadece birkaç ağaç altında çalıştığı bu doğal ortamda, biraz durmak harika bir duygu. Gerçekten gevşeyebilmek, hatta gevşerken, gevşeyemediklerin ile karşılaşmak, ve karşılaşma içinde zamanla görerek, gevşemeye başlamak. Gevşeyelim ki, kendi özümüzün derinliklerinde, açılalım. Neden gevşemek önemli sorusunu araştırmak çok hoşuma gidiyor. Gitgide kim olduğun ile, nerde olduğun ile, nasıl olduğun ile rahatlama olasılığı….
Hızır kampında, birçok şeye tanık oldum.
Bir haziran ayında, gökten büyük taneli dolu yağdı. Her yer beyazlar ve sis içinde kaldı.
Bir keresinde, bir selin aldığı canlara tanık oldum,
Bir keresinde, orman yangınına denk geldim.
Ama hiçbirinde küsmedim. Her seferinde daha da eksildim .
Doğa kendi yüceliği içinde..
Çok özel, çok bütün, besliyor da, yıkıyor da…
Ve burayı bu kadar özel yapan, Mehmet Alan köyünün canlarını bir başka sevdim. Hepsi gönülden insanlar: Bir alevi köyü. Evlerine davet edildim. İmece usulü hamurlar açtım, Erenlere saygı bir kahve seremonisinde bulundum. Ve burdaki insanların doğa ile yakından teması içinde, insanlıkları bana büyük öğretmen oldu.
Ve tabii buranın doğası. Etrafta kentsel çok az şey var. Ağaç evler arasında, tamamen doğal bir ortam. Bir küçük nehir akıyor kampın içinden. O su , o tatlı su. o buz gibi tatlı su. Yüzerken içebildiğin, yüzerken küçük balıkların derine dokunması ile gıdıklandığın, buz gibi eriyen karın, ve yağan yağmurun suyu çok özel. Derin yumuşacık oluyor, saçların yumuşacık oluyor. Derin çekiliyor. İlk birkaç saniye o soğukluk karşısında zorlanıyorsun. Ama eğer tüm cesaretin ile kendini bırabiliyorsan o suya, offf tarifi çok zor. Hemen alışıyorsun . Sıfırlandığın, yeniden doğduğun bir ana tanık oluyorsun. Tarifsiz…..
Herkesin yolunun geçmesini dileyeceğim bir yer. Hiç yok olmasın isteyeceğim bir yer.
İşte yarın sanki yuvama kavuşuyorum hissi ile, herşeyi ile beni ağırlayacak bir yer.
Sevgiyle…
Mey

ağaçlar arasında kaybolmuş saatler boyunca kaldığımız beyaz yoga çadırımız Yeşillikler içine saklanmış yoga yaptığımız beyaz çadırımız :)

Yorum yaz

Resimden içimde doğanlar…

An içinde oluşan çemberin boşluğunda

İfadesi çarpıcı bir şekilde yükselen, konuşan, hareketli bir hal

Beliriyor.

Ve kendini ufak ufak

İnişli çıkışlı hareket eden dalgalara bırakıyor

Kapsayarak yaşamı….

Türlü renkler içinde

Her bir renk ifade bulsun

Kendi bütünlüğü içinde

Ve çemberin yarattığı boşluk içinde

Birbirini besleyerek, etkileyerek

Yaşamı kapsasın….

Yorum yaz

Hissettiğimi hissetmek hoşuma gidiyor…

Yoga birleştirmek anlamına geliyor. Yoga’ya ilk başladığım zamanki algımda, yogayı sanki parçalar birbirinden kopmuş ve yeniden birleştiriyorum gibi algılardım. Bedenin sağ ve solu, zihin ve fiziksel beden, hayat ve ben gibi. Ve yıllar içinde perspektifim genişleyerek çok daha kapsamlı oldu. Yoga unuttuğumuz varolan bütünlüğü anımsamamıza yardımcı olan yollardan biri. Mesela fiziksel bedenimizin bir bütünlüğü var. Örneğin omurgamımızın doğal kıvrımları var. Çoğu zaman çeşitli edindiğimiz alışkanlıklardan, duygusal kısıtlanmalardan, duruş bozukluklarından ve hareketsizlikten dolayı, kamburlaşmaya başlıyoruz, omurganın varolan bütünlüğünden farkında olarak veya çoğu zaman olmayarak, ödün veriyor veya sabote ediyoruz. Yoga yaparak, tekrar fiziksel bedenimizin bütünlüğünü hatırlıyoruz. Bedenin katmanlarının farkına vararak, bunu onurlandırmaya başlıyoruz. Beden sadece gözüken fiziksel bedenimiz değil. En dış, yüzeydeki, görünür katmanımız fiziksel bedenimiz. Halbuki enerji bedenimiz var, zihinsel bedenimiz var. Bütün katmanlar iç içe geçmiş vaziyette, birbirlerini besliyor, birbirlerinden besleniyor, devamlı hareketlilik içinde etkileşim içindeler. Bütüncül bir yaklaşım içinde, bedenimiz ile tüm katmanları ile daha şeffaf, daha samimi ve daha hasssas bir bağ kurmaya başlıyoruz. Zamanla bu algı, hayatımıza yansıyor. Ben hayattan kopmuş değilim. Hayatın içindeyim. Hayat burda, ben başka bir yerde değilim. Birşeyleri yakalamam gerekmiyor, hayatın içinde olmak için. Bu algı içinde utanç, suçlama gibi insanı derinlerinde ızdırap içine sokan duygulardan zamanla arınmaya başlıyorsun. Olanı olduğu gibi daha net görmeye, kabul etmeye başlıyorsun. Teslimiyet başlıyor. Kişi ilk olarak kendine daha kolay teslim olmaya başlıyor. Kontrol etmekten ziyade, olanı olduğu gibi kabul etmeye başlıyorsun. Kim olduğun ile, nerde olduğun ile, nasıl olduğun ile rahatlamaya başlıyorsun. Bu da beraberinde özgürlüğü getiriyor.

Yoga herşeyden önce bir farkındalık çalışması ve kendini davet ettiğin sabitlik içinde derinden bir dinleme hali. Bu farkındalık çalışması içinde, ilk karşılaştığın katman kendi fiziksel bedenin. Hissederekten algılarının yardımı ile bedeni keşfetmeye başlıyorsun ve bedenini dinleyerekten neyi, nerde, nasıl kasmaya  başladığını algılamaya başlıyorsun. Direnç noktalarınla karşılaşmaya başlıyorsun. Daha sonra bu farkındalık, nefese ve zihne ve kendi ruhunun gizemi içinde daha derinlere taşınıyor. Bu keşif yolculuğu çoğu zaman kolay olmuyor. İnsan kendi benliğinde çıktığı bu yolculukta, açıklık içinde, birçok alışkanlıkları, yargıları, egosu, hisleri ve acıları ile karşılaşıyor.  Ama belki de ilk defa kendi karşısında bu kadar çıplak kalabilme imkanı bulabiliyor ve en güzeli yargısızlığa, yorumsuzluğa davet edildiği bu ortamda, sınırsızlığı keşfetmeye başlıyor.

Bir hocam yoganın hipnozdan çıkma durumu olduğunu söylemişti. Sanki doğumdan itibaren istemli veya istemsiz bir şartlandırılma içinde yaşamış ve yoga ile bu şartlandırılmışlıkların dışına çıkıp, kendi içimize uyanarak daha tam olma imkanı verilmişti, kalbimizin iç sesini duyarak. Kalbimizi duymak, kim olduğumuzu duymak çok kolay değil. Hep konuşan zihnimizin sesini kısmak biraz zaman alıyor. Yoga ve meditasyon yaparken girdiğimiz sabitlik sessizliği içinde, birşey yapma ihtiyaçı duymadan, sadece olanla kalmayı araştırarak, beden içindeki hislerimizi duymaya başlıyoruz. Ve eğer bize sunulanı dinlemeye ve duymaya başlayabilirsek, herşey hayatta bütünlük içinde rehberimiz olmaya başlıyor.

Yoga aşka düşmek gibi. İlk kendimize, narsist bir şekilde değil, kendini bularak, kendine aşk yaşamaya başlıyorsun. Ve zamanla bu aşk bütün bir hayatına yansıyor. Çevrene, ilişkilerine, tüm canlılara daha duyarlı olmaya başlıyorsun. Görünür olandan görünmez olana bakmaya başlıyorsun. Bir sonraki adımın bilinmezliği içinde, gizeme kendini daha kolay, bütün ve rahat bırakmaya başlıyorsun. Ana uyanıyorsun, an içinde bütün varlığınla 100/100 dahil olmaya başlıyorsun. Tam potasiyelinde yaşam enerjin ile karşılaşıyorsun. Sonsuz enerji varlıklarıyız. Daha korkusuz ve spontan olmaya başlıyorsun. İçindeki çocuğu uyandırıp, yetişkin bilinçi içinde kalarak. Zihin korku yaratır. Korkularımız bizi sınırlanırır, bastırır, kapatır. Kalbi dinlemeye başlıyorsun, kalpten yaşamaya ve kalpten görmeye başlıyorsun. Ve bir kere o kalp açıklığı olduğu zaman, kalbin acı çekmesinden de korkmaz oluyorsun.  Üzüntün de, sevinçin de tam oluyor. Hayatın bütününü oluşturan zıt gibi gözüken ama birbirini tamamlayan herşeyi (mutluluk – mutsuzluk gibi, acı – keyif gibi) karşılamaya başlıyorsun. Hayat bizim savaşımız. Ve bu savaş içinde kabulün ve teslimiyetin daha kolay oluyor.

Eski Mısır’daki inanca göre yaşamdan sonsuzluğa geçiş yolculuğunda kalp, adalet ve düzen tanrısı tarafından tartılır. Sorgulama sırasında sahibine ihanet etmeyen ve tüy kadar hafif çeken kalp sınavı geçer ve ebedi hayata kavuşur. Kalbin hafiflemesi ne demek ? Kalpten hissetmek ne demek ? Bir kere gözündeki perde kalkınca, sözlerin , davranışların , aksyonların değişiyor. Neyi göremediğimi çok sorguladım. Kendi çektiğim huzursuzluğum, acım içinde. Ve soruların cevapsızlığı içinde, hayata bağlandım.

Yoga hocalığı yapıyorum. Hoca lakabını sevmiyorum. Yoga dersleri vermeyi pratik ediyorum. Deneyim ve hissettiklerimi paylaşıyorum. Yoga dersinde farkında olarak veya olmadan, edindiğimiz kimlik, maskelerimizden sıyrılıyoruz. 2000 senesinde ders vermeye başladım. Bu çok sevdiğim yolda yoga araçılığı ile harika buluşmalar yaşadım. Birçok öğrencim aslında benim hocalarım. Kim öğrenci kim hoca bunlar hep tartışılacak kavramlar. Kavramlara ihtiyaçımız var, ama kavramların ötesine geçmek çok güzel bir araştırma. 2006 sonunda 9 sene yaşadığım New York’tan İstanbul’a döndüm. Ve o zamandan beri Cihangir Yoga’da dersler veriyorum. (www.cihangiryoga.com) Yıllar içinde hocalık eğitimleri de vermeye başladım. Yogayı hayatlarına katmak isteyen, yogada derinleşmek isteyen, ve yoga öğretmek için adımları atmak için birçok kişiye yollarında rehber oluyorum. Ama asıl rehber görünmez bir el var, ben sadece kimi yerde araçı oluyorum, kimi yerde yoldaş…

Birşey kendi doğallığında ifade bulduğu zaman, özgürleşmeye başlıyor kanımca. Ve yoga aracılığı ile, kendimiz olmaya başlıyoruz daha rahat, tüm zaaflarımız, korkularımız, ve renklerimiz ile. Tek renk değiliz. Birçok renge sahibiz. İçimizdeki deliliği daha çok kucaklama yanlısıyım. Her insan bir dünya ve bu dünyalar ifade bulsun. Karanlıklarımız aydınlansın.

Yoga yaparken, hayat gibi bir yolculuk içinde olduğunu deneyimliyorsun. Yolculuğun yolcusu olduğunu hatırlıyorsun. Yolculuğun keşfi içinde, kimi zaman yol çetin, kimi zaman yol kıvrak, kimi zaman düz…Kimi zaman duraklar var, kimi zaman çukurlar, kimi zaman müthiş çoşkular, heyecanlar, keyifler, huzurlar var. Yolcu olarak, yolculuğuna tam iştirak etmeye başlıyorsun. Ve yolculuğunda seni sen olmana yardımcı olan tüm güzelliklere, engellere, kimi zaman elini tutan, kimi zaman çelme takan tüm canlara, şükran duymaya başlıyorsun zamanla. Derdin yaşamak oluyor.

2 Comments